3 Nisan 2017 Pazartesi

BİL102U Temel Bilgi Teknolojileri II Özet

1.ÜNİTE İşletim Sistemleri

GİRİŞ
Bilgisayar teknolojisinin devreye girmesi ve 21. yüzyıldaki hızlı gelişim eğilimi; bilgiyi kullanma, işleme ve yönetme seklimizi değişmiştir. Bu süreçte haberleşme, arkadaşlarımızla iletişim, ticaret ve alışve-riş ve bankacılık işlemlerimizi yapış şeklimiz farklılaştı. Hemen hemen hepimizin kullandığı, kullanmak zorunda olduğu bu teknolojiler, siz fark etmeden arka planda süregelen işlemler sayesinde, birçok rutin ve karmaşık isi neredeyse birkaç tıkla halletmemizi sağlıyor. Kullanıcıların bilgisayar teknolojile-rinden kolayca yararlanmalarını sağlayan bu mekanizma işletim sistemi olarak adlandırılmaktadır. Bir başka deyişle işletim sistemi, bilgisayarın denetimi ve yönetiminden, temel sistem işlemlerinden ve uygulama programlarını çalıştırmaktan sorumlu olan bir sistem programıdır.

BİLGİSAYAR SİSTEMİNİN BİLEŞENLERİ VE İŞLETİM SİSTEMİ:
İşletim sistemleri, bilgisayar biliminde en temel ve kapsamlı konulardan biridir. Bu bakımdan bilgisa-yar sistemlerini genel olarak anlamak, işletim sisteminin rolünü kavramaya da yardımcı olacaktır. Bilgisayar en basit tanımıyla, eldeki verileri (bilgi) önceden yüklenmiş belirli programlara göre mate-matiksel işlemler kullanarak işleyen, sonuç çıkaran ve bu bilgileri uygun ortamlarda saklayan, istenil-diğinde geri getirebilen elektronik bir cihazdır. Bilgisayar sistemi genel olarak dört birimden oluşur: Donanım, Sistem Yazılımları, Uygulama Programları ve Kullanıcılar.
Bilgisayar donanımı merkezi işlem birimi, bellek ve Giriş/Çıkış birimleri (klavye, fare, tarayıcı, mikro-fon, kamera, yazıcı, vb.) gibi bir bilgisayarı oluşturan fiziksel parçaların genel adıdır. Bir başka ifadey-le, donanım bilgisayarda gözle görülür, elle tutulur her türlü elektronik ve elektromekanik nitelikli ögelerdir.
Bilgisayar Donanımı: Bir bilgisayarı oluşturan fiziksel parçaların genel adıdır. Ekran, işlemci, bellek, klavye, fare, yazıcı, tarayıcı ve benzeri elemanlar bilgisayar donanımını oluşturan parçalardır.
Uygulama Programları/ Yazılımları: Özel bir amaca yönelik olarak geliştirilmiş, belli bir işi yapan veya belli bir sorunu çözen yazılımlar/programlardır.
İşletim sistemi en önemli sistem yazılımıdır ve bilgisayar sisteminin genel işlerini kontrol eden ve düzenleyen bir dizi programdır. Açıkça, işletim sistemi kullanıcı ile bilgisayarı oluşturan donanım ve yazılım nitelikli kaynaklar arasında iletişimi yönetmek ve birlikte çalışabilirliği sağlamak için platform hazırlar.
İşletim Sistemi, kullanıcı, donanım ve yazılımlar arasındaki aracılık yaparak, bilgisayar sisteminin ya-pacağı isleri düzenleyen ve denetleyen programlar bütünüdür. İşletim sistemi İngilizce “Operating Sistem” olarak adlandırıldığı için piyasadaki bazı işletim sistemlerinin isimlerinin yanında gördüğünüz “OS” bu ifadenin kısaltılmış formudur.
İŞLETİM SİSTEMİNİN TEMEL BİLEŞENLERİ VE GÖREVLERİ:
 İşletim sisteminin üç temel bileşeni bulunur. Bunlar; kullanıcı arabirimi, çekirdek ve dosya yönetim sistemidir. Kullanıcı arabirimi gösterildiği gibi işletim sisteminin görünen yüzüdür. Bu bölümde kulla-nıcılar yapacakları işlemleri fare ve klavye gibi çevre birimleriyle komutlar vererek gerçekleştirir.
İlk dönem bilgisayarlarda söz konusu komutlar yazılı olarak yapılıyordu. Günümüzde sesle veya ek-rana dokunarak da bilgisayara komut verebiliyoruz. Bugünkü bilgisayarlarda ise kullanıcı arabirimi artık grafiksel bir ara yüz formundadır. İşletim sistemini bir arabaya benzetirsek, direksiyon, vites kolu ve pedallar gibi sürücünün arabayı kumanda ettiği bölüm aracın kullanıcı arabirimidir.
İşlem ve Süreç Yönetimi:
Zaman uyumu veya zaman paylaşımı olarak da adlandırılan bu işletim sistemi fonksiyonu, merkezi işlem birimi ve bellek gibi donanım kaynaklarının, uygulama programları tarafından paylaşımlı olarak kullanımına işaret eder. İşletim sistemi, uygulama programlarının belli bir sıra ve sürede çalıştırılma-sını organize eder.


Bellek (Hafıza) Yönetimi:
İşletim sistemi, her programa yeterli sistem kaynağını ayırmakla görevlidir. Bilgisayarımızda program-ların ve aygıtların kullanımı için ayrılmış mekanizmalara sistem kaynağı adı verilir. Örneğin bilgisayarın belleği bir sistem kaynağıdır. Sabit disk veya işlemci üzerinde ayrılan alan bir sistem kaynağıdır. Dola-yısıyla işletim sistemi aynı zamanda ana belleği de yönetir. Tüm çalışan programların, kullandıkları veri ve alan bilgileri ana bellekte tutulur.
Giriş-Çıkış İşlemleri Yönetimi:
Giriş/Çıkış birimi bilgisayarı dış dünyaya bağlar. Bu sayede, bilgisayara program ve veri yüklenebilir ve bilgisayardaki veriler dışarı alınabilir. Bilgisayara bilgi giriş ve çıkışı yapan bu birimlere çevre birimi adı verilir.
Dosya ve Klasör Yönetimi:
İşletim sistemi dosyaların bir dizin ya da klasör altında toplanarak saklanması, düzenlenmesi (türü, oluşturma tarihi, değiştirme tarihi, boyutu vb.), erişimi, kopyalanması, yerinin değiştirilmesi, adının değiştirilmesi, silinmesi gibi görevleri yerine getirir.
Hata Bildirimi ve Güvenlik Fonksiyonu:
İşletim sistemi program ve donanımlarda ortaya çıkacak hata durumlarını tespit eder ve gerekirse kullanıcıyı uyarır. İşletim sisteminin güvenlik fonksiyonu birden fazla kullanıcının aynı bilgisayarı kul-lanması veya bilgisayar ağı ortamında kullanıcıların sistemi paylaşması durumlarında devreye girer.

İŞLETİM SİSTEMİNİN TÜRLERİ:
İşletim sistemi türlerini üç açıdan ele alacağız. Bunlardan ilki bilgisayarın tarihsel gelişimine göre, ikin-cisi kullanım amacına göre ve üçüncüsü de ürün ailesine göre yapılan sınıflandırmaları esas alır.
Tarihsel Gelişimine Göre İşletim Sistemleri:
İşletim sistemleri günümüzde bilgisayar teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte çeşitlilik kazanmıştır. Bilgisayarın tarihçesine baktığımızda, işletim sistemlerinin de beraberinde nasıl bir gelişim sergiledi-ğini görebiliriz. Bilgisayarların gelişim dönemi genel olarak altı nesilde ele alınmaktadır.
Birinci Nesil, 1624-1940 yılları arasında çok uzun bir zaman dilimini içine alan mekanik ve elektrome-kanik bilgisayar dönemidir. Basit hesap makinesi, programlanabilir hesap makinesi, analog bilgisayar-lar gibi birçok hesaplama cihazlarının icadına şahitlik eden üç asırlık bu dönemin ardından, 20. Yüzyılın ikinci yarısında II. Nesil İşletim Sistemleri dönemi başlamıştır. 1940-1955 yılları arasına rastlayan bu evre ilk sayısal elektronik bilgisayarın geliştirildiği ve kullanıldığı dönem olarak bilinmektedir. Ameri-kalı elektrik mühendisi John Presper Erkert, ENIAC (Elektronik Sayısal Doğrulayıcı ve Bilgisayar) adını verdiği genel amaçlı ilk elektronik bilgisayarı 1943’ te geliştirmeye başlamıştır.
Algoritma: Matematik ve bilgisayar bilimlerinde bir isi yapmak veya bir problemi çözmek için başlan-gıcından sonuna kadar ayrıntılı biçimde yazılan işlemler/ yollar kümesidir.
VI. Nesil olarak adlandırılan bugün de içinde olduğumuz 1990 ve sonrası, kendi kendini denetleyebi-len, akıllı ve insanla tam bir uyum içerisinde olabilen zeki makineler, bir diğer deyişle “yapay zekâ” dönemidir. Bilgisayar sisteminde popüler bir araştırma konusu olan yapay zekâ, ideal tanımıyla; in-san zekâsına özgü olan, algılama, öğrenme, fikir yürütme, problem çözme, iletişim kurma, çıkarsama yapma ve karar verme gibi üst bilişsel işlevleri veya otonom davranışları sergilemesi beklenen yapay bir işletim sistemidir.
Kullanım Amacına Göre İşletim Sistemleri:
İşletim sistemleri kullanım amaçlarına göre sunucu, masaüstü, mobil ve diğer işletim sistemleri ol-mak üzere dört ana baslıkta incelenebilir.
Sunucu İşletim Sistemleri:
Herhangi bir ağ üzerinde bir programı veya bir bilgiyi aynı anda farklı birçok kullanıcı-ya, sisteme pay-laştıran ve dağıtan donanım veya yazılıma sunucu adı verilir. Güçlü donanım özelliklerine sahip olan sunucular bir bilgisayar ağına bağlı olarak hizmet verirler. Örneğin Microsoft firması tarafından geliş-tirilen Windows NT, Windows 2000 Server, Windows 2003 Server ve Windows 2008 Server sunucu tipi işletim sistemlerine örnek olarak verilebilir.
Masaüstü İşletim Sistemleri:
Masaüstü veya dizüstü bilgisayarlarda kişisel amaçlar için kullanılmak üzere geliştirilmiş işletim sis-temleridir. Ürün ailesi bölümünde detaylı olarak tanıyacağımız Windows ve Mac OS işletim sistemle-rinin bazı sürümleri bu gruba örnek olarak verilebilir.
Mobil İşletim Sistemleri:
Akıllı telefon, tablet bilgisayar, kişisel dijital yardımcılar (Personal Digital Assistant-PDA) gibi taşınabi-lir cihazlar için geliştirilmiş işletim sistemleri, mobil işletim sistemleri olarak adlandırılmaktadır. Gü-nümüzde hızla gelişen ve kapsamı genişleyen mobil işletim sistemlerinden en çok kullanılan ve yay-gın olanlar arasında Android ve iOS örnek olarak verile-bilir. Adı geçen bu sistemlere ünitenin so-nunda tekrar değinilecektir.
Diğer İşletim Sistemleri:
Günlük hayatımızda kullandığımız her elektronik cihazda karmaşık bir işletim sistemi olmayabileceği gibi işletim sistemleri sadece bilgisayarlara da özgü değildir. Örneğin; fotokopi makinesi, hesap ma-kineleri, klima, çamaşır makinesi, televizyon, mikro dalga fırınlar ve DVD oynatıcı/kaydedici, dijital uydu alıcılar gibi birçok elektronik cihazda işletim sistemi yerine gömülü sistem adı verilen özel amaç-ları yerine getirmek üzere tasarlanmış entegre sistemler bulunur.
Ürün Ailesine Göre İşletim Sistemleri:
Günümüzde kişisel bilgisayar alanında çok farklı işletim sistemleri kullanılmaktadır. Bunların belli bas-lıları patentli ve tescilli ticari bir marka olup, kullanımları lisansa tabidir. Örneğin Microsoft firması tarafından geliştirilen, IBM uyumlu PC’ lerde kullanılan Windows ve Apple firmasının Macintosh için geliştirdiği Mac OS en yaygın kullanımı olan ticari (kapalı kaynak kodlu) işletim sistemleridir. Diğer taraftan gönüllü kişiler ile firmaların ortaklaşa geliştirdiği açık kaynak kodlu, özgür ve ücretsiz (teknik destek hariç) işletim sistemleri de mevcuttur.
Ticari (Kapalı Kaynak Kodlu) İşletim Sistemleri Windows:
İşletim sistemleri içinde bugün pazar payının neredeyse %90-98’ ini elinde tutan Win- dows kişisel bilgisayarlarda en çok tercih edilen işletim sistemidir. Windows ilk olarak 1981 yılında Microsoft fir-ması tarafından piyasaya PC uyumlu MS-DOS (Microsoft Disk Operating System) (Windows 1.0, 2.0, 2.1x, 3.0, 3.x, vb.) işletim sistemi olarak tanıtıldı. Zamanla MS-DOS yerini yeni nesil Windows işletim sistemine bırakmıştır.
Masaüstü Bileşenleri:
Bilgisayarı çalıştırdığınızda belli bir süre sonra açılış ekranıyla karşılaşırsınız. Bu ekranda bilgisayarda tanımlı kullanıcılar listelenir. Kullanıcı, varsa şifresi ile yoksa doğrudan giriş yaptığında karsısına ma-saüstü ortamı gelecektir. Masaüstü, işletim sisteminin kullanıcı ile etkileşime girdiği görsel bir arabi-rim ortamıdır. Masaüstü sayesinde kullanıcı bilgisayar ortamında yapmak istediği temel işlemleri gerçekleştirme fırsatı bulur. Bu ortamı gerçek hayatta fiziksel bir zemine söz gelimi bir ofis masasına benzetebilirsiniz.
Masaüstü simgeleri: Bu simgeler arasında bilgisayarda yüklü programlar, programlara ait kısa yollar, klasör ve dosyalar bulunur. Ayrıca geri dönüşüm kutusu da masaüstü simgelerinden biridir.
Görev çubuğu: Masaüstünde ekranın alt tarafı boyunca uzanan bölüm, görev çubuğu olarak adlandı-rılır.
Pencereler: Windows işletim sisteminde herhangi bir programı, dosyayı veya klasörü açtığınızda isminden de anlaşılacağı gibi ekranda her seferinde bir pencere açılır. Kelime işlemci (Word) belge penceresi görüyorsunuz. Bir pencerenin çevresini sınırlayan dört çizgiye kenarlık adı verilir. İmleci bu kenarlıklardan herhangi birine getirdiğinizde imleç çift yönlü ok görünümüne geçecektir.
Pencerenin en altında ve görev çubuğunun üstünde kelime işlemci ile ilgili bilgilerin bulunduğu du-rum çubuğu yer alır.
Bildirim alanı: Görev çubuğunun sağ kösesinde bilgisayarı açtığınızda aktif hale gelen yerleşik uygu-lamalara ait semboller bulunur. Bildirim alanı (a) olarak adlandırılan bu bölümde gizli simgeler (anti virüs programı, grafik özellikleri, işletim sistemi güncelleme uyarısı vb.) ağa bağlanma durumu (ağ ve paylaşım merkezi), klavye düzeni, dizüstü bilgisayaralar için batarya (şarj) durumu, ses ayarları (b), işlem merkezi, tarih ve saat (c) bulunur.
Hızlı başlat menüsü: Kullanıcıların kendilerine göre özelleştirdikleri bir alandır. Kullanıcılar en sık kul-landıkları programların simgelerini, başlat menüsünden seçip, sürükleyerek bu alana bırakabilir. Kul-lanıcılar hızlı başlat menüsünü isterse hiç oluşturmayabilir.
Geri dönüşüm kutusu: Geri dönüşüm kutusu silinen dosya ve/veya klasörlerin geçici olarak depo-landığı özel bir klasördür. Geri dönüşüm kutusundaki ögeleri tamamen silmek için fa-reye sağ tıkla-yarak “Geri dönüşüm kutusunu boşalt” demeniz yeterli olacaktır. Yanlışlıkla silinen bir ögeyi geri almak için ise geri dönüşüm kutusuna girip, ögeyi seçerek “Bu ögeyi geri yükle” sekmesine tıklama-nız gerekir. Böylece, öge daha önceden ait olduğu konuma geri taşınır.
Başlat menüsü: Başlat menüsü, bilgisayarda kurulu programlardan birini çalıştırmaya veya bunlarla ilgili farklı seçenekleri görüntülemeye, klasör veya belgeleri aramaya yarayan bölümdür.
Windows Gezgini ve Bilgisayar Penceresi Windows Gezgini:
Bilgisayarınızdaki klasörler içinde gezinti yapmanızı ve bu klasörlerdeki dosyalara ulaşmanızı sağlayan temel işletim sistemi araçlarından biridir. Gezgini kısa yoldan açmak için başlat düğmesine sağ tıkla-yın ve açılan menüden Windows Gezgini’ in Aç’ ı seçin. Gezgin penceresi açıldığında bilgisayarınızda bulunan tüm sürücüler ve ana klasörler listelenir.
Windows Gezgini: Bilgisayarda yerel ve ağdaki program, klasör ve dosyaları görüntülemek, kullan-mak ve değiştirmek için yararlandığımız bir araçtır.
Dosya ve Klasör (Dizin) İşlemleri Bilgisayarda birbiriyle ilgili bilgi veya komutlar kümesine dosya adı verilir. Dosyalara; belge, kütük, kitap gibi isimler de verilmektedir. Daha önce de söz edildiği gibi dosya-ya, kullanılan işletim sistemine göre değişen bir isim verilir. Ayrıca her dosyanın, türünü belir-leyen bir uzantısı bulunur.
Dosya, çeşitli programlara ait, metin, ses, resim, çizim, görüntü gibi verilerin saklandığı bileşenlerdir. Bilgisayarda bulunan programlar ve dosyaları bir araya getirerek oluşturulan gruplara klasör (dizin) adı verilir.
Klasör Oluşturma: Yeni klasör oluşturmak masaüstünde bos bir alana sağ tıkladıktan sonra açılan menüden Yeni daha sonra gelen alt menüden Klasörü seçmeniz gerekir. Klasörü oluşturduğunuzda klasör adı, varsayılan olarak “Yeni Klasör” seklindedir.
Dosya Oluşturma ve Açma: Dosya iki şekilde oluşturulabilir. Daha önce belirttiğimiz gibi çalıştığınız program açık haldeyken dosyayı oluşturabilirsiniz. Bunun için araç çubuklarındaki kaydet komutunu tıkladıktan sonra dosyaya bir isim vermeniz gerekir. Kullandığınız programın türüne göre bu komut sayesinde dosyanızın bir uzantısı da oluşturulacaktır.
Klasör ve Dosyaları Tasıma ve Düzenleme: Bilgisayarda oluşturduğunuz dosyaları belli klasörler içine depolayabilirsiniz. Bunun için dosyayı bulunduğu yerden silip yeni oluşturduğunuz klasöre kopyala-manız gerekmektedir. Dosyayı iki şekilde taşıyabilirsiniz. Dosyayı taşımak için dosyanın üzerine gelip farenin sol tuşu basılı haldeyken, dosyayı sürükleyerek istediğiniz klasörün içine bırakmanız yeterli-dir.
Dosya ve Klasörü Silme: Kullanıcı silmek istediği dosyanın üzerine fareyle sağ tıklayıp açılan menü-den Sil seçeneğini tıklamalıdır. Her türlü silme işleminde kullanıcının onayı alınır.
Denetim Masası: Denetim masası, bilgisayarınızın ayarlarını değiştirmek ve isleyişini özelleştirmek için geliştirilmiş bir araçtır. Denetim masasına ulaşmak için başlat menüsünün sağ sütunundan Dene-tim Masası seçeneğini tıklayınız. Sekil 1.17’ deki denetim masası penceresinin klasik görünümünde tüm ögeler simgeleriyle birlikte görüntülenirken, sağ üst bölümde görüntüleme ölçütünü kategoriğe dönüştürdüğümüzde bu ögeler tıpkı klasörler gibi belli baslıkların altında toplanır.
Mac OS:
Başlangıçta genellikle grafik ve animasyon üzerine yoğunlaşan kullanıcılar tarafından tercih edilen, Macintosh İşletim Sistemi, kısaca Mac OS, ilk olarak 24 Ocak 1984 tarihinde Apple şirketi tarafından piyasaya sürülmüş ticari bir işletim sistemidir. Bugün artık Mac’ ın geniş ürün yelpazesi nedeniyle kullanımı da yaygınlaşmıştır.
Masaüstü Bileşenleri:
Windows işletim sisteminde gördüğümüz gibi Mac OS işletim sistemi de açıldığında eğer sisteme bir kullanıcı tanıtılmış ise karsınıza gelen ilk ekran kullanıcı parolası girilecek bir açılış ekranıdır. Ardından, uygulama pencereleri, sürücüler (sabit ve çıkartılabilir), klasör ve dosyaları kapsayan Mac OS masa-üstü alanı görünecektir.
Mac işletim sisteminde ekranın en üstündeki yatay çubuk Menü Çubuğu olarak adlandırılır. Bu çu-buğun en solunda Apple logosu yanında etkin uygulama menüsü ve en sağında bildirim alanı bulu-nur. Masaüstünün alt bölümünde İngilizce’ de Dock olarak adlandırılan bilgisayardaki uygulamalara hızlı erişim sağlayan bir menü yer alır.
Apple Menü: Apple logosuna tıklandığınızda açılan Apple menüsü içinde bilgisayarın en temel fonk-siyonları yer alır. Bunlar; Yazılım Güncelleme, Sistem Tercihleri, Dock (Uygulamalara Hızlı Erişim Me-nüsü), Uyut, Yeniden Başlat, Sistemi Kapat gibi seçeneklerdir.
Etkin Uygulama Menüsü: Menü çubuğu üzerinde Apple logosunun sağındaki simgeler o anda kulla-nılan uygulamaya göre değişkenlik gösteren Etkin Uygulama Menüsü olarak adlandırılır.
Bildirim Alanı: Menü çubuğunun sağ tarafı olarak adlandırılan Bildirim Alanı simgeleri ise etkin uygu-lamalar menüsünün tersine daha az değişken olmakla birlikte, kullanıma göre kalabalıklaşabilen bir alandır.
Uygulamalara Hızlı Erişim Menüsü (Dock): Ekranının alt kısmında görünen Uygulamalara Hızlı Erişim Menüsü (Dock) sıklıkla kullanılan uygulamalara, klasörlere ve dosyalara hızlı erişim sağlayan bir alan-dır. Dock’ un boyut, konum ve benzeri özelliklerini kişiselleştirebilirsiniz. Bunun için, Apple menü-den Dock ve açılan menüden tercihlerinden birini (gizlemeyi aç, büyütmeyi aç, vb.) seçmeniz gere-kir.
Finder (Mac OS Gezgini): Windows Gezgini gibi Finder (arayıcı), Mac bilgisayarda sürücülere, uygu-lamalara, dosyalara ve klasörlere erişim ve bunlar arasında gezinmeyi sağlayan ve tüm ögeleri dü-zenli tutmaya yardımcı olan bir araçtır. Bunların dışında Finder’ ı istediğiniz ögeleri aramak, istemedi-ğiniz dosyaları silmek ve benzeri isler için de kullanabilirsiniz.
Sistem Tercihleri: Sistem Tercihleri, sistem genelindeki donanım ve yazılıma ilişkin ayarların kontrol merkezidir. Bu uygulamaya ekranın sol üst kösesindeki Apple menüsünden veya Dock üzerinde Uygulamalar simgesine tıklayarak erişebilirsiniz. Sistem Tercihleri, Windows’ taki Denetim Masası ile benzer fonksiyonları yerine getirir.
Dosya ve Klasör İşlemleri: Bu bölümde Mac OS masaüstünde klasör oluşturma, dosya ve klasörleri tasıma ve silme yöntemlerini açıklayacağız.
Klasör Oluşturma ve Dosya/Klasör Tasıma: Dosyalarınızı düzenlemek amacıyla klasör oluşturmak için masaüstünde bos bir alana sağ tıklayıp, menüden Yeni Klasör seçeneğini seçerek klasörünüzü oluş-turup ardından adlandırabilirsiniz.
Ögeleri silme: Mac OS’ ta herhangi bir ögeyi silmek için çeşitli yöntemler vardır. Bunlardan ilki silmek istediğiniz ögeyi seçerek, fareye sağ tıklamaktır. Menüden Çöp Sepetine Tası seçeneğini tıklayarak ögeyi silebilirsiniz (a). Bir diğer silme yöntemi ise sürekle/bırak seklindedir.
Taşınabilir Disk/Sürücüleri Bilgisayardan Çıkarma: Mac OS işletim sisteminde yuvaya takılan harici disk/sürücülerin (USB, HDD, CD/DVD vb.) simgeleri masaüstünde belirir.
Bilgisayarı Kapatma: Mac bilgisayarı kapatmak için Apple menüye tıkladığınızda uyut, Yeniden Baş-lat, Sistemi Kapat ve Kullanıcı Oturumunu Kapat seklinde dört seçenekle karşılaşırsınız.
Açık Kaynak Kodlu İşletim Sistemleri:
Kapalı kodlu, ticari işletim sistemlerinin aksine açık kaynak kodlu yazılımlar herkese açık olan yazılım-lardır. Bu tür işletim sistemlerinin en belirgin özellikleri; kullanıcıya serbest erişim ile yazılımı değiş-tirme özgürlüğü sağlaması (hızlı güncellenebilirdik ve yönetile-bilirlik yapısı), ücretsiz olması, farklı sistemlere/bağlamlara uyarlanabilir olması ve yeni bir yazılım üretme fırsatı yaratması olarak sırala-nabilir.
Linux:
 Linux, 1991 yılında Finli bilgisayar bilimi öğrencisi Linus Torwalds tarafından ortaya atılan ve gönüllü yazılımcıların katkılarıyla geliştirilmiş özgür bir işletim sistemi çekirdeğidir. Çekirdek, daha önce de açıklandığı gibi işletim sisteminin temelini oluşturur. Bu bilesen tüm sistem kaynaklarını tam yetki ile yönetir ve bilgisayardaki uygulamalar ile donanım arasında bir köprü işlevi görür. Linux baslarda IBM/PC uyumlu bilgisayarlar için geliştirilmiş olmasına karsın, bugün Motorola, PowerPC gibi daha pek çok platformda çalışabilen versiyonlara (dağıtım) sahiptir.
Pardus:
Ulusal düzeyde kamu ve özel kuruluşlarda üretilen belgelerin güvenliğini sağlama ve teknolojide dışa bağımlılığı ortadan kaldırma bağlamında, yerli işletim sistemi geliştirme çalışması 2002 senesinde gündeme gelmiştir. Takip eden yılda, ulusal dağıtım vizyonu çerçevesinde, TÜBITAK’ ta başlayan hazırlık ve izleyen geliştirme süreçleri ile Linux temelli ilk ulusal işletim sistemi olan Pardus projesi hayata geçirilmiştir Pardus işletim sisteminin adı, Anadolu parsının bilimsel (Latince) adı olan Panthe-ra pardus tulliana’dan gelmektedir.

MOBİL İŞLETİM SİSTEMLERİ:
 Cep telefonları, tablet bilgisayarlar, saat ve PDA’ lar gibi taşınabilir cihazlar günümüzün vazgeçilmez mobil iletişim araçları arasında yer almaktadır. Bu tür cihazlardaki kamera, sesli arama, mesajlaşma servisi gibi daha birçok hizmeti ve uygulamayı çalıştırmak için mobil işletim sistemleri geliştirilmiştir.
Geçmişten günümüze mobil işletim sistemi mimarisi de basitten karmaşığa doğru evrilen bir süreç izlemiş ve özellikle son 10 yıllık dönemde mobil işletim sistemi tasarımı üç fazlı bir gelişim yasamıştır: PC tabanlı bir işletim sisteminden, gömülü işletim sistemine ve ardından bugünkü akıllı telefon odak-lı işletim sistemine dönüşüm. Pek doğaldır ki, donanım, yazılım ve internet teknolojilerindeki yenilik-ler söz konusu değişimlerin ana etkenleridir. Donanım sanayi mobil araçları tasarlamak için ilk olarak mikroişlemcileri ve çevre birimlerinin boyutlarını azaltarak ise başladı.
Mobil işletim sistemi işlevlerinin birçoğunu ünitenin basında genel işletim sisteminin görevleri konu-sunda belirtmiştik. Ancak burada farklı özellikleri de ekleyerek genel hatlarıyla bir mobil işletim sis-teminin işlevlerini açıklamakta fayda var:
• Çoklu Görev: Bu özellik mobil cihazda aynı anda açılan programların işletim sistemi tarafından aynı zamanda çalıştırılmasını sağlar. Bir diğer deyişle, başka uygulamalar kullandığınız ya da cihazı kullan-madığınız sırada arka planda belirli görevler gerçekleştirilebilir.
• Zaman Uyumlama/Paylaşımı İşlevi (İşlem ve Süreç Yönetimi): İşletim sistemi, uygulama prog-ramlarının belirli bir sıra ve sürede çalıştırılmasını planlar. Tıpkı bir zaman çizelgesi gibi programların önceliklerini belirler ve yönetir.
• Bellek Ayırma ve Yönetimi: İşletim sistemi, mobil cihazın belleğinin hangi bölümlerinin kullanımda olduğunu ve hangi alanların kullanılmadığını takip etme, süreçlere bellek tahsis etme, tahsis edilen belleği geri alma ve bellek ile sabit disk arasındaki değişim işlemlerini yerine getirmekle sorumludur.
• Dosya Sistemi: Dosya daha önce de belirtildiği gibi verilerin toplandığı birimlerdir. Sanal olarak ci-haz, bütün verileri dosya olarak saklar ve dolayısıyla farklı birçok dosya tipi içerir: Program dosyaları, resim, metin dosyaları gibi. İşletim sistemi dosyaları organize etme ve yönetme işlevini de üstlen-miştir. Dosya sistemi olarak isimlendirilen bir ara yüz ile işletim sistemi dosyaların içindeki bilgileri düzenler.
• Giriş/Çıkış Birimleri Yönetimi: İşletim sistemi cihazın giriş ve çıkış birimlerini de yönetir. Kullanıcı-dan mobil cihaza ham verinin gönderilmesini sağlayan birime giriş birimi (mikrofon, optik kalem, tuş takımı vb.), mobil cihazdan islenmiş olan veriyi kullanıcıya iletilmesini sağlayan birime ise çıkış birimi (kulaklık, yazıcı vb.) adı verilir.
Koruma ve Güvenlik: Mobil işletim sistemleri güvenlik açısından masaüstü tabanlı işletim sistemle-rinden daha ileri düzeydedir. Yalnız bu durum güvenlik açığının olmadığı anlamına gelmemelidir. Mobil işletim sistemi bazıları uygulamaların kullanacağı izinleri, kullanıcıya bırakmış durumdadır.
Çoklu Ortam Özellikleri: Mobil cihazlar farklı ses, video ve görüntü formatlarını destekler ve medya kütüphaneleri içerebilir. İşletim sistemi bu sistemleri de çalıştırır ve yönetir. Örneğin iOS işletim sis-temindeki “Siri” adı verilen dikte özelliği işletim siste-minin yönettiği bir uygulamadır. Siri, sesi metne çeviren bir uygulamadır.
Yıldız savaşları: Bugün iOS ve Android arasındaki rekabet hızla büyüyor. Bu savaştaki ana değişken-ler kullanım kolaylığı ve ara yüz, performans, uygulamalar, sınırlamalar ve esneklik, erişebilirdik, güncellemeler seklinde sıralanabilir.

BİL101U Temel Bilgi Teknolojileri I Özet

1.ÜNİTE Temel Kavramlar
GİRİŞ:
Dünyanın en değerli markaları arasında ilk iki sırayı bilgi teknoloji firmaları Apple ve Google paylaşmaktadır. Ağır sanayi, petrol ya da gıda sektörü firmalarının önüne geçen bu firmalar, bizlere dünyada nasıl bir süreç yaşandığına dair ipuçları vermektedir. Bilgi teknolojisi firmalarının bu denli değerli olması “bilgi”nin günümüzde ne kadar önemli olduğunun bir kanıtı olarak düşünülebilir. Gücünü sanayiden alan sanayitoplumundan sonra temel üretim ve güç faktörü “bilgi” olmuş ve “bilgi toplumu” olabilmek büyük önem kazanmıştır.
TEMEL KAVRAMLAR:
Bilginin önemi yeni ortaya çıkmış değildir. Kendi yaşantımızı göz önüne getirdiğimizde aslında hayatımızın her aşamasında bilgiye ne kadar ihtiyaç duyduğumuzu fark edebiliriz. Öncelikle adımızı ve yasadıgımız yeri biliriz. Yürümek, konuşmak ve diger günlük aktivilterimizi nasıl yapacağımızı biliriz. Aynı şekilde, bir yabancı dil, coğrafya, bilgisayar ya da fizik bilebiliriz. Yabancı dil bilgimiz o dili ana dili olarak kullanan bir kişi kadar olmayabilir fakat uzmanlık alanımız o dili ögretmek ya da o alanda araştırma yapmak ise o dili ana dili olarak konuşan kişiden daha fazla biliyor olabiliriz.
Malumat kelimesinin karşılığı olarak enformasyon kelimesi de kullanılmaktadır. Enformasyon kelimesi Ingilizce “Information” kelimesinden Türkçelestirilmiştir. Bilgi teknolojileri ise “Information Technologies”in karşılığı olarak kullanılmaktadır.
Bir Zettabayt Ne Kadar Büyük?
       Bit Tek ikili değer 1 ya da 0

       Bayt (8 Bit)
         Bir Bayt: Bir karakter, örneğin“a”, “1”, “/”, “é”.
         10 Bayt: Bir kelime
       Kilobayt (1024 Bayt)
         Bir Kilobayt: Çok kısa bir hikaye
         İki Kilobayt: Daktilo ile yazılmış bir sayfa
         100 Kilobayt: Düşük çözünürlüğünün  bir fotoğraf
       MegaBayt (1024 Kilobayt)
         Bir Megabayt: Küçük bir roman
         Beş Megabayt: 30 saniye TV kalitesinde video
         100 Megabayt: 1 metrelik kütüphane rafındaki  kitaplar
       Gigabayt (1024 Megabayt)
         Bir Gigabayt: Bir kamyonet dolusu  kâğıt
         İki Gigabayt: 20 metrelik bir kitaplık rafındaki  kitaplar
       Terabayt (1024 Gigabayt)
         Bir Terabayt: Kâğıda dönüştürülmüş ve yazılmış 50.000 ağaç
         10 Terabayt: Amerikan Kongre Kütüphanesindeki bütün yazılı koleksiyon
       Petabayt (1024 Terabayt)

       Exabayt (1024 Petabayt
       Zettabayt (1024 Exabayt)



Bahsedilen kavramlar arasında sınırlar çok belirgin olmamasına karşın genel olarak bir hiyerarsi olduğu düşünülebilir. Veri, enformasyon (malumat), bilgi ve bilgelik (irfan) kavramlarını bir piramit şeklinde ifade ettiğimizde en altta veri yer alacaktır, sonra sırasıyla enformasyon, bilgi ve bilgelik gelir. Bu hiyerarşide yer alan aşamalar temelden tepeye doğru:
• Veri: “Gerçek”
• Enformasyon: “Ne olduğunu bilme”
• Bilgi: “Nasılı bilme”
• Bilgelik: “Nedenini bilme” şeklinde sıralanmıştır.
Veri, Enformasyon (Malumat), Bilgi ve Bilgelik (İrfan)
Lütfen öncelikle asağıda verilen cümleyi dikkatli bir şekilde okuyunuz:
Bu oukgudunuz clmüe alsnıda alnmaısz diegl. Oukamya dveam eçtikte dhaa kaoly. Okudugunuz cümle ilk bakışta anlamsız harf dizileri olarak düşünülebilir. İlk okuduğunuzda karışık gelse de ikinci ya da üçüncü okuyuşunuzda doğru anlamış olma ihtimaliniz çok yüksektir. Harier doğru sıralandığında “Bu okuduğunuz cümle aslında anlamsız değil. Okumaya devam ettikçe daha kolay.” şeklinde olacaktır. Kelimenin ilk ve son harflerinin yerleri doğru olduğu sürece geri kalan harflerin yerleri karıştırıldığında, genellikle okuyup bir anlam çıkarabiliyoruz. Kelimelerin anlamını büyük oranda doğru tahmin edebiliyoruz. Eğer kelimelerin harflerinin tamamını karıştırmış olsaydık bir anlam ve cümle bütünlüğüne ulaşmamanız oldukça zor olurdu.
Veri ne kadar somut ise bilgelik o kadar soyut bir boyutta yer alır. Yani veriden bilgeliğe gidildikçe kavramlar daha soyut bir hâl alır. Örnegin yukarıda karışık olarak verdiğimiz “cümle” kelimesini oluşturan her bir harf c/ü/m/l/e tamamen somuttur ve bir sesi göstermektedir. Tek başlarına bir anlam ifade etmeyecektir. Fakat bu harfler bir araya geldiğinde “cümle” kelimesi oluşur ve artık bizim için faklı anlamlara sahiptir.
Veri:
50 mevcutlu bir sınıftaki öğrencilerin boylarının alt alta yazıldığı bir liste düşünelim. Bu listede yer alan her öğrencinin boyu bir konu ile ilişkilendirilmediğinde kendi basına bir anlam ifade etmemektedir. Bu listede yer alan veri islenmemiştir. Bir romanda yer alan bütün kelimelerin bir kaba doldurulduğunu ve karıştırıldığını düşünün. Hiçbir düzen, noktalama işareti sıra ve sayfa bilgisi yok. Kabın içindeki kelimeler arasında bizim anlam çıkarmamıza yardımcı olacak bir düzen, noktalama işareti ya da sayfa olmadığı için bir anlam ifade etmeyecektir.
Enformasyon (Malumat):
Enformasyon verinin ilişkili bağlantılar sonucunda anlam kazanmış hâlidir denilebilir. Daha önce bahsettiğimiz 50 kişilik sınıfta bir boy grafiği yaptığımızı ve öğrencilerin boylarını bu grafiğe yerleştirdiğimizi varsayalım. Artık alt alta yazdığımız sayılar bizim için bir anlam kazanmıştır.
Bilgi:
Bilgi bilen tarafından içsellestirildiği, tecrübe ve algıları tarafından şekillendirildigi için genellikle kişisel ve özneldir. Bu nedenle veri ve enformasyondan oldukça farklıdır. Bilgi örtülü ve açık bilgi olmak üzere iki grupta incelenebilir. Örtülü bilgi kişiseldir; içeriğe bağımlıdır ve biçimlendirmesi zordur. Açık bilgi ise tamamen diğer uçta yer alır. Açık bilgi kodlanabilir ve sözle ifade edilebilir ve aktarılabilir. Kişinin bir dili konuşabilmesi örtülü bir bilgidir. Türkçeyi nasıl konuştuğumuzu, nasıl öğrendiğimizi aktarmanız oldukça zordur. Konuşurken taklit edilmesi zor, kendimize ait bir üsluba sahibizdir. Kolaylıkla semboller yoluyla paylasabildiğimiz bilgi açık bilgi olarak adlandırılır. Açık bilgi kelimeler, semboller, formüller vb. yoluyla ifade edilebilir.


Bilgelik (İrfan):
Şu ana kadar üzerinde durduğumuz veri, enformasyon ve bilgi tamamlanmış süreçler sonunda ulastıgımız durumlar olarak degerlendirilebilir. Dolayısıyla örnek verdiğimiz harfleri karıştırılmış cümlelerde kelimeleri, harfleri biliyoruz; cümleleri okuyabiliyoruz ve harfleri karışık kelimeleri nasıl üretebilecegimizi biliyoruz. Bilgelik ise ileriyi görebilme, sağlıklı değerlendirme ve karar verme konusunda bilginin nasıl kullanacağımıza ilişkin anlayış kazanma durumu olarak tanımlanabilir.
BİLGİ İŞLEME MODELİ VE BİLGİ İŞLEME SÜREÇLERİ:
Dikkat ederseniz günlük yasantımızda farkına varmadan süreki olarak elimizdeki bilgileri/verileri degerlendirir ve karar(lar) veririz. Veri, enformasyon ve bilgi toplamanın bütün amacı bilge kararlar verebilmektir (Ahsan & Shah, 2006). Sürekli yeni seyler ögrenir, ögrend
iklerimizi gelistirir, günceller ya da degistiririz. Yeni bilgiyi dısardan nasıl aldıgımız, nasıl isledigimiz, nasıl depoladıgımız ve geri getirip kullandıgımız gibi sorular bilgi isleme ile ilgilidir. Insanlarda bilgi isleme sistemi zihinsel yapılar ve bilissel süreçler olmak üzere iki temel ögeden olusmaktadır. Zihinsel yapılar algısal bellek, kısa süreli bellek ve uzun süreli bellek olmak üzere üç temel bilesene sahiptir. Bilgilerin bir bellekten diğerine aktarılmasını sağlayan zihinsel etkinlikler olan dikkat, algı, kodlama ve depolama, tekrar, geri çağırma ve hatırlama ise temel bilişsel süreçleridir.
Algısal Bellek (Duyusal/Anlık Bellek):
Algılsal bellek duyusal bilginin çok kısa sürelerde islendiği bellektir. Algısal belleğe gelen bilgiler çok kısa zamanda işlendiği ve silindiği için “anlık bellek” olarak da adlandırılabilir. Duyu organlarımızdan gelen uyarıcılar duyusal kayıt sistemine aktarılır. Bu durumda bilgi orijinal uyarıcıyı temsil eden yapıdadır yani uyarıcının tam yansımasıdır. Algılsal belleğin kapasitesi sınırsız olmasına karsın bilginin bu alanda kalış süresi sınırlıdır ve islenmezse kaybolur.
Kısa Süreli Bellek (İşler/Çalışan Bellek):
Uyarıcılar algısal bellege alındıktan sonra kısa süreli bellege (isler/çalısan bellek) aktarılırlar, aktarılmazsa silinirler. Kısa süreli bellek aynı zamanda uzun süreli bellekten çağrılan bilgileri islemek için kullanılır. Kısa süreli bellekte bilgiler belirli bir süre için sınırlı bir sekilde tutulur. Düsünün ki yıllar sonra bir arkadasınızla karsılastınız, hâl hatır sorup konuşurken arkadasınız gelen acil bir telefonla ayrılmak zorunda kaldı. Giderken size telefon numarasını söyledi. Telefon numarasını bir yere kaydedene kadar sürekli tekrarlamaya baslarsınız. Neden böyle yapıyoruz? Bunun nedeni kısa süreli bellegimizin is basında olmasıdır. Kısa süreli bellegimizin bu kıstını asmak için tekrar ediyoruz. Kısa süreli bellegimiz süre sınırlı karalama tahtasına benzetilebilir.
Uzun Süreli Bellek:
Algısal ve kısa süreli bellegin aksine uzun süreli bellegin kapasite ya da süre sınırlaması yoktur. Bu bellegin, milyonlarca bilgi parçasını neredeyse sonsuza dek saklayabildiği düsünülmektedir. Hatta bir görüse göre unutmuyoruz sadece bilgilere ulasmakta ve çağırmakta zorlanıyoruz. Kısa süreli bellekteki anılar tekrar ve anlamlı iliskilendirmeler kullanılarak (kodlanarak) uzun süreli bellege aktarılır. Uzun süreli bellegimizde bilgi anlamsal baglantılar hâlinde tutulur. Bu nedenle uzun süreli bellege transfer edilirken kuvvetli isikiler, baglantılar kurdugumuz yeni bilgiler daha kolay geri çagrılabilir, hatırlanabilir. Örnegin, yeni tanıstıgımız birinin adını daha önceden aynı isimde tanıdıgımız baska biri ile iliskilendirdigimizde daha kolay hatırlayabiliriz. Uzun süreli bellekte bilgiler bir sistem dâhilinde depolandıgı için hatırlama süreci kısa süreli bellekten farklıdır. Eger bilgiler iyi bir sekilde örgütlenmis ise çabuk hatırlanabilirken iyi iliskilendirilmemis bilgiler o kadar çabuk hatırlanamayabilir.
İşlemsel bellek ise bisiklet sürmek, bir müzik aleti çalmak gibi yaparken her bir aşamasını tek tek düsünmedigimiz bir sekilde bilinçsizce yaptıgımız yeteneklerimizin depolandığı bellektir. Bu bellekte genellikle tekrar ve pratik yaparak artık bir sekilde otomat iklesen davranıslarımız yer alır.


BİLGİSAYARLARIN BİLEŞENLERİ:
Günlük yasantımızda farklı yapılarda bilgisayarlar kullanıyoruz. Bazıları geleneksel olarak düsündügümüz ekran, fare, bilgisayar kasası gibi parçalara sahip oldugu için gayet göze görünür olsa da daha büyük bir çogunlugu arabalarda, telefonlarda, çamasır makinalarında ya da televizyonlarda da bilgisayarlar bulunmaktadır. Genel amaçlı bilgisayarlar farklı yazılımları çalıstırabilen, farklı amaçlarla kullanılabilen bilgisayarlardır. Yazılım bilgisayarların istenen islemleri yerine getirmesini saglayan komutlar bütünü olarak ifade edilebilir. Aynı genel amaçlı bilgisayar farklı yazılımlar yüklenerek oyun oynamak, ödev hazırlamak, program yazmak, ya da web tasarımı için kullanılabilir.
İşletim sistemi bilgisayarı oluşturan parçaların (bellek, disk, ekran kartı vb.) uyumlu ve dogru bir sekilde çalısmasını saglar. Bilgisayarlar donanımları zaman içinde çok ilerleme ve degisim göstermistir. Bilgisayarları sunucu, masaüstü ve taşınabilir olmak üzere üç kısımda inceleyebiliriz. Tasınabilir bilgisayarlara dizüstü bilgisayarlar, tablet bilgisayarlar ve akıllı cep telefonları örnek olarak verilebilir. Sunucu bilgisayarlar yüksek islem gücüne sahip güçlü bilgisayarlardır.
Bilgisayar kasasında yer alan bütün donanım anakart üzerinden iletisim kurar. Islemci yuvası, RAM bellegin takılacagı yuva, ses, ekran ve video kartları için gerekli slotlar sayesinde bu donanımlar dogrudan anakarta takılabilirler. Bilgisayarlarda verinin çogunun islendigi donanım islemcidir. Islemci bilgisayarın beyni olarak düsünülebilir.
RAM (Random Access Memory/Rasgele Erisimli Bellek), elektrik akımı oldugu sürece veriyi üzerinde tutan bellek birimidir. ROM (Read Only Memory/Sadece Okunabilir Bellek) ise, bilgisayar ilk açıldıgında, bilgisayarın çalışması için gerekli bilgileri üzerinde barındıran bellektir. ROM bilgisayar ilk açılırken donanımı test etmek, bütün komutları kontrol etmek ve isletim sistemini başlatmak olarak özetlenebilir.
Bilgisayardaki yazılımlar genellikle sabit diske (harddisk) kurulur. Bilgisayara veri girilmesi için kullanılan bütün donanımlara girdi birimi adı verilir.

BİLGİ İŞLEME VE TEKNOLOJİ:
Bilginin toplanmasında, islenmesinde, depolanmasında, bir yerden bir yere iletilmesinde ve kullanıcıların hizmetine sunulmasında yararlanılan bütün teknolojiler, bilgi islemek için kullandıgımız bütün maddi cihazlar ve kavramsal araçlar bilgi teknolojileri olarak adlandırılabilir. Bilgi sistemleri ise bilgi teknolojilerinden daha genis bir kapsamda yer alır. Bilgi sistemleri kullanıcının ihtiyacını karsılamak üzere birlikte çalısan bütün donanım, yazılım, personel, veri ve süreçleri kapsar.
Bilgi sistemleri altında yer alan bilgi isleme süreçlerini yedi baslık altında inceleyebiliriz(“Tools for Information Processes,” 2014):
1. Toplama (Collecting)
2. Düzenleme (Organising)
3. Analiz (Analysing)
4. Kaydetme ve Geri Çagırma (Storing and Retrieving)
5. Isleme (Processing)
6. Aktarma ve Alma (Transmitting and Receiving)
7. Gösterim (Displaying).
Toplama: Bilgi isleme sürecinin ilk basamagı islenecek bilginin toplanmasıdır. Bu süreç hangi veriye ihtiyaç duyuldugu, nereden alınacagı ve nasıl alınacagını içerir. Bir markette ürünlerin barkodlarının okutulması bu sürece bir örnek olabilir. Toplama süreci için farklı donanımlar kullanılabilir. Bu donanımlara tarayıcı ve dijital kameralar, mikrofon ve sayaçlar örnek verilebilir.
Organize Etme: Bu aşama diğer bilgi isleme süreçlerine hazırlık asamasıdır. Veri üzerinde herhangi bir değisiklik yapılmaz sadece verinin nasıl tanzim edileceği ve gösterileceği belirlenir.
Analiz: Orijinal verinin degistirilmeden kullanılabilir veri hâline getirildigi asamadır. Bu asama verinin seçilmesi, sıralanması ve karsılastırılması gibi süreçleri içerir.
Kaydetme ve Geri Çagırma: Veri farklı formatlarda Internet üzerinden ya da kayıtlı bir ortamda internet’e bağlanmadan kaydedilebilir ya da kayıttan geri alınabilir. Kayıt ortamları geçici ya da kalıcı olabilir.
İşleme: Bu asamada önceki veri güncellenerek degiştirilir. Örnegin, banka hesabınızdan para çektiginizde çektiginiz tutar hesabınızdan düsülerek güncellenir.
Aktarma ve Alma: Aktarma ve alma süreci veri ve bilginin bilgi sistemi içinde ve bilgi sistemleri arasında aktarılmasıdır. Bütün süreç üç ana bölümden olusur. Bunlar gönderici, ortam ve alıcıdır. Bu süreçle ilgili en temel örneklerden biri iki kisi arasındaki konusmadır. Konuşan kişi (gönderici) ses dalgaları yoluyla kodladığı mesajı hava (ortam) yoluyla dinleyen kişiye (alıcı) aktarır.
Gösterim: Gösterim bilgi sisteminden bilginin çıktısının alınması süreci olarak düsünülebilir. Gösterim süreci, bilginin nasıl sunulacağına iliskin bazı kararlar alınmasını gerektirir. Bu kararlara çıktıdaki metnin nasıl biçimlendirileceği, görselin çözünürlüğünün ne kadar olacağı örnek verilebilir.
SOSYAL HAYATTA TEKNOLOJİ

Insanların teknolojiyi kullanmaları dogal kaynakları basit araçlara dönüstürmeleriyle başlamıştır diyebiliriz. Atesin kontrol edilmesi, tekerlegin icadı ya da paranın kullanılması toplumların yasantılarının her asamasını etkilemistir. Bilgi toplumu öncesi toplumlarda zenginliğin kaynağı kisisel yetenek, toprak, enerji kaynakları ve sanayi olurken bilgi toplumlarında zenginligin kaynagı bilgidir. Bilgi islemek için kullanılan teknolojiler daha önce islenemeyen boyutta verinin islenmesini mümkün kılmıstır. Belirli bir yapıda bulunmayan veri artık analiz edilebiliyor.

ARY101U Sosyal Bilimlerde Araştırma Yöntemleri Özet

1. Ünite – Bilimsel Yönteme Giriş

Kişisel deneyim insanların çok eskiden beri sorunlarının çözümünde kullanageldikleri bilgi kaynaklarından biridir. Bu süreç aslında deneyimlerden bilgi çıkarma sürecidir. Deneyimler üzerinde yansıtıcı düşünmeyi gerektirir. Deneyimler, üzerinde düşünmedikçe bilgiye dönüşmez. Bu nedenle Ary, Jacobs, Razavieh ve Sorensen (2010) deneyimden bilgi çıkarmayı düşünsel davranışın önemli bir özelliği olarak görmektedirler.
Yansıtıcı Düşünme: Herhangi bir düşünce, olay ya da durum ve onun doğurguları üzerinde derinliğine ve genişliğine düşünmedir.
Deneyimin başka bir sınırlılığı da, birinin her konuda deneyime sahip olma olasılığının olmamasıdır. Kişisel deneyimler kişinin yaşantılarıyla sınırlıdır. Örneğin, mesleği yönetici olan biri sağlıkla, hukukla, mühendislikle ilgili deneyimlere sahip olamayacaktır. Ancak, bu konuda bilgiye gereksinimi olabilir. Bu durumda kişisel deneyimleriyle bu bilgilere ulaşamayacağı açıktır. O halde, kişisel deneyimler tek başına sorunların çözümü için doğru bilgiye ulaşmada yeterli değildir. kişi, kendi deneyimleriyle sahip olmadığı ancak başkalarının bir otorite olarak sahip olduğu bilgiyi kaynak olarak kullanmaktadır. Örneklerden de anlaşılacağı gibi otorite deneyim ve uzmanlığa sahip bir birey olabileceği gibi, bir istatistik veri tabanı ya da ansiklopedi de olabilir .Sorunların çözümünde tarihsel süreçte kullanılan tümdengelime dayalı akıl yürütme de başka bir bilgi kaynağıdır. Eski Yunan filozoşarının katkısı olarak ortaya çıkan bu kaynak, kişisel deneyim ve otoriteye göre sorunların çözümüne daha sistematik bir yaklaşım getirmiştir. Aristo ve izleyicileri tarafından geliştirildiği için Aristo mantığı olarak da adlandırılan bu yaklaşım, genel bir önermeden özel bir önermeye ve bu iki önerme arasındaki ilişkiye dayalı olarak yapılan çıkarımdan hareketle bir sonuca giden sistematik bir akıl yürütme, düşünme sürecidir. Tümdengelimsel akıl yürütme sürecinin üç temel basamağı ve vardır. Bunlar (1) genel önerme, (2) özel önerme ve (3) sonuç (çıkarım) olarak belirtilebilir.
Genel önerme : Bütün kuşların kanadı vardır.
Özel önerme : Saksağan bir kuştur.
Sonuç (çıkarım) : O halde saksağanın kanadı vardır.
Bacon’a göre, önce doğayı gözlemlemek, oradan olgusal verileri toplamak ve bunları akıl yürütme süzgecinden geçirerek genellemelere ulaşmak gerekir. Tümevarıma dayalı akıl yürütme olarak adlandırılan bu süreç, daha sonraları bilimsel yöntemin de temellerini oluşturmuştur.
Dogma: Araştırmaya gerek duymadan, doğruluğu denemesiz ve tartışmasız kabul edilen ve değişmez sayılan düşüncedir.
Önerme: Dile getirilmiş doğru ya da yanlış tez ya da yargılardır.
Tümevarıma dayalı akıl yürütme sürecindeki bu sorunlar bilim adamlarını yeni bir akıl yürütme sürecini düşünmeye itmiştir. Özellikle Darwin’in (1809-1882) evrim kuramını oluşturma sürecinde tümdengelime dayalı ve tümevarıma dayalı akıl yürütme sürecini birleştirerek yeni bir bilgi edinme yolunu denediği görülmektedir. Bu yönteme bilimsel yöntem denilmektedir
Bilimsel yöntemin bu temel aşamaları
*      Sorunun belirlenmesi
*      Sorunun sınırlandırılması ve tanımlanması
*      Denencelerin ifade edilmesi
*      Denencelerin test edilmesi için uygun verilerin toplanması.
*      Verilerin analiz edilmesi ve sonuç

BİLİMİN ANLAMI VE DOĞASI
Bilimle ilgili farklı tanımlamalar
• Nesnel sağlamlığı olan bilgiler bütünüdür.
• Neden-sonuç ilişkilerinin ifade edildiği sistematik bilgilerdir.
• İnsanoğlunun biriktirdiği kaydedilmiş bilgilerdir.
• Geçerliği kabul edilmiş sistemli bilgiler bütünüdür.
• Örgün bilgiler bütünüdür.
• Genel, güvenilir, bilinen en geçerli bilgidir.
• Gerçeği arama etkinliğidir.
Her türlü düzenden yoksun duyu verileri (algılar) ile mantıksal olarak düzenli düşünme arasında uygunluk sağlama çabasıdır (Einstein)
• Gözlem ve gözleme dayalı akıl yürütme yoluyla önce dünyaya ilişkin olguları, sonra bu olguları birbirine bağlayan yasaları bulma çabasıdır (Russell)
• Denetimli gözlem ve gözlem sonuçlarına dayalı mantıksal düşünme yolundan giderek olguları açıklama gücü taşıyan denenceler bulma ve bunları doğrulama yöntemidir
Tanımları iki ana kategoride toplamak olasıdır. Bunlardan ilki, bilimi bir ürün olarak gören anlayıştır. İlk altı tanımda, birbirine yakın sözlerle ifade edilmiş ve bilimi sistematik, nesnel sağlamlığı olan, geçerli, güvenilir bilgiler bütünü olarak gören bir anlayış vardır. Öteki tanımlar ise bilimi, sistematik bilgiler bütünü olmaktan çok, onlara ulaşma yolu olarak görmektedir. İlk gruptaki tanımları “ürün” olarak bilim, ikinci gruptakileri de “süreç” olarak bilim diye adlandırmak olasıdır.
Bilimi Niteleyen Özellikler:
Bilim bir bilgi toplama yolu değil, bir analiz yöntemidir.
Bilim olgusaldır.
Bilim mantıksaldır.
Bilim nesneldir
Bilim eleştiricidir
Bilim genelleyicidir
Bilim seçicidir
Bilim evrenseldir
Bilim kayıtlıdır.
Bilim birikimlidir
Bilim sistematiktir
Bilimin Sayıltıları:
Sayıltı (Varsayım): Bir araştırmada, var olan araştırma sürecini ve sonucunu önemli ölçüde etkileyeceği düşünülen, araştırıcının test etmeden doğru olarak kabul ettiği, denenmeyen yargılardır.
Çeşitli kaynakların (Cohen, Manion ve Morrison, 2005; Eichelberger, 1989; Erdoğan, 2003; Erkuş, 2011; Karasar, 2007) incelenmesi sonucuna dayalı olarak, bilimin temel sayıltılarını aşağıdaki gibi belirtebiliriz.
• Evrende doğal bir sıralanış ve düzen vardır ve onu açıklamak ve anlamak olasıdır. Doğa gözleme ve açıklamaya izin verecek kadar yavaş değişir. Gözlemlenebilen her olgu potansiyel inceleme konusudur. Dolayısıyla eninde sonunda bilinebilir.
• Her olay onu oluşturan gözlemlenebilir bir nedene sahiptir. Doğaüstü güçlere dayanan açıklamaların bilimde yeri yoktur. Bir olayın nedenini bulmak için ilk nedenini ve sonunu bilmek gerekmez.
• Tüm karmaşıklığın altında bir basitlik yatar. Doğadaki olaylar en ekonomik yollarla açıklanmalıdır
• Olaylar genellenebilir özelliğe sahiptir ve birbiriyle ilişkilidir. Benzer olaylar gruplanarak incelenebilir
Bağımlı Değişken: Bağımlı değişken; başka bir değişkene bağlı olan, o değişkende meydana gelen değişikliklere göre değişmeler gösteren değişkendir
Bilimin Amaçları:
Bilimin temel amacı kuram geliştirmedir (Ary, Jacobs, Razavieh ve Sorensen, 2010; Kerlinger, 1986). Bilim adamları görgül (empirik) araştırmalar yoluyla doğa ve toplum hakkında olgusal veriler toplarlar. Ancak bu verilerin tek başına bir anlamı yoktur. Onların anlamlı hale getirilmesi, bir başka deyişle doğa ve toplumsal olayların aydınlatılıp anlamlandırılabilmesi için verilerin ilişkilendirilmesi, sınıflandırılması ve düzenlenmesi gerekir. Ary, Jacobs, Razavieh ve Sorensen (2010) kuramların temel işlevlerini üç maddede belirtmişlerdir. Kuramlar;
1. Görgül bulguların düzenlenmesini ve olgunun açıklanmasını sağlar.
2. Olguların yordanmasını sağlar.
3. Yeni araştırmalara kaynaklık eder.
Kuramlar, amaçlarını tam olarak yerine getirebilmeleri için bazı özellikleri taşımaları gerekir. Ary, Jacobs, Razavieh ve Sorensen (2010) bu özellikleri şu şekilde belirtmişlerdir.
• Kuramlar bir sorunla ilgili gözlenen olguları açıklayabilme gücüne sahip olmalıdır. Bu açıklamalar olabildiğince basit bir anlatımla sunulmalıdır. Bu kural, bilimde basitlik kuralı olarak adlandırılır.
• Bir kuram daha önce oluşmuş bilgiler bütünüyle ve gözlenen olgularla tutarlı olmalıdır. Bilim adamları yeni bilgileri daha önceden oluşmuş bilgi birikimi üzerine kurarlar.
• Bir kuram, doğrulanması için araçlar sunmalıdır. Kuramlardan tümdengelime dayalı akıl yürütme yoluyla denenceler oluşturulabilmeli ve bu denenceler de görgül verilerle sınanarak doğruluğu ya da yanlışlığı görülebilmelidir Bilimde ikinci amaç açıklamadır. Açıklama bir olgunun oluş biçimini değil, oluş nedenini gösterme sürecidir (Yıldırım, 2007). Bu süreçte “niçin” sorusuna yanıt aranır. Örneğin, herhangi bir maddeyi belirli bir yükseklikten bıraktığımızda aşağı düşer. Aşağı düştüğünün gözlenmesi betimlemedir. Ancak niçin aşağı düştüğünün belirlenmesi açıklamadır. Açıklama betimlemeyi de kapsar. Olaylar önce betimlenir sonra da nedenleri açıklanır. Betimlemede olgunun dışına çıkmak gerekmez; olguyu oluş sürecinde gözlemek ve betimlemek yeterlidir Bilimin başka amaçlarından birisi de yordamadır. Yordama, hiçbir bilgiye dayalı olmadan kör bir tahminde bulunma değil, var olan bilgilere dayalı olarak incelenen konuyla ilgili gelecekte neler olabileceği hakkında tahminde bulunmaktır. Bilimsel araştırmalar sonucunda elde edilen bilginin başka olayları, olguları ve süreçleri açıklamada ya da anlamada kullanılır olması, kısaca uygulamada doğurgularının olması beklenir.
Bilimin temel amaçlarından biri de Erkuş’un (2011) deyimiyle denetimleme olarak belirtilmektedir. Eğer güvenilir bir şekilde açıklama ve yordama yapılabiliyorsa, kontrol etmek de olasıdır. İnsanlar nedenini bildikleri bir olayın denetimini de yapabilirler. Örneğin, hastalıkların nedeni biliniyorsa, onları önlemek için aşı ya da başka önlemler almak olanaklıdır
Bilimsel Tutum ve Değerler: Bilim insanları bilimsel araştırma sürecinde bazı bilimsel tutumlara sahip olmalı ve bu süreci bilimsel etik ilkeleri doğrultusunda gerçekleştirmelidirler. Yapılan işin öteki insanlarla ilgili olması ve toplumu etkilemesi bu tutum ve ilkelere uymayı zorunlu hale getirmektedir. Ary, Jacobs, Razavieh ve Sorensen (2010) bir bilim insanının taşıması gereken bilimsel tutum özelliklerini dört temel ilkede belirtmişlerdir.
  • Bilim insanları bilimsel verilere karşı kuşkucu olmalıdırlar.
  • Bilim insanları nesnel ve tarafsız olmalıdırlar
  • Bilim insanları değerlerle değil olgularla uğraşır.
  • Bilim insanları yalıtılmış olgularla uğraşmaz
  • Bilimsel çalışmaların özünde dürüstlük kavramı yatar
Bilim Anlayışında Çeşitlilik: Bilim insanları bilgi ve bilimin doğası hakkında farklı felsefi anlayışlara sahiptirler. Bu anlayışları üç temel kategoride incelemek olasıdır. Bunlar pozitivist bilim anlayışı, pozitivizm ötesi/anlamacı/yorumlamacı bilim anlayışı ve eleştirel kuram bilim anlayışlarıdır. Bu anlayışların her biri farklı bir felsefi görüşe dayanmaktadır. bu temel bilim anlayışları
Pozitivist Bilim Anlayışı: Pozitivizm (olguculuk) anlayışını ilk olarak ortaya atan kişi sosyolog August Comte’dur (1798-1857). Bununla birlikte Bacon, Galile, Newton, Descartes gibi doğa bilimcileri ve felsefecilerin de bu bilim anlayışının gelişmesine önemli katkıları olmuştur. Pozitivist bilim anlayışının temel ilkesi şudur: Bizim dışımızda duran gerçek bir maddi evren bulunmaktadır. Pozitivist bilim anlayışının dayandığı temel sayıltıları Altunışık, Coşkun, Bayraktaroğlu ve Yıldırım (2010, s. 6) şu şekilde belirtmişlerdir:
• Bilimsel ilerleme birikimlidir.
• Bilimsel bilgi tek ve meşru bilgidir. Gerçek hakkında dini, felsefi, sanatsal bilgiden daha doğru bir bilgi türüdür.
• Görgül verilerin derlenmesi ve değerlendirilmesinde, kuram oluşturulmasında normatif bakış açılarına, değer yargılarına, kanılara ve kişisel bakış açılarına yer yoktur.
• Meşru bilgiye ancak mantık, istatistik ve matematik kullanılarak, yani doğa bilimlerinin yöntemleri ile ulaşılabilir. Kavramlar gerçeklerin sayısal olarak ölçülmesine olanak tanıyacak şekilde işlevsel hale getirilmelidir.
• Bilimin amacı neden-sonuç ilişkilerini açığa çıkarmak ve düzenlilikleri açıklayan yasalar ortaya koymaktır.
Pozitivist Bilim Anlayışına Eleştiriler: On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında pozitivist bilim anlayışına karşı özellikle Avrupalı bilim insanları, felsefeciler, sosyal eleştirmenler ve sanatçılar tarafından eleştiriler yoğunlaşmaya başladı. Anti-pozitivistlerin temel eleştirisi indirgemeci ve mekanik doğa görüşü fikrineydi. Bu mekanik ve indirgemeci doğa görüşü etik sorumluluk, bireysellik, özgürlük, seçenek gibi kavramları dışlıyordu (Cohen, Manion ve Morrison, 2005). Pozitivist bilim anlayışına önemli karşı çıkışlardan biri şair William Blake’ten geldi. Blake, evrenin mekanik bir yapı olmaktan çok yaşayan bir organizmaya benzediğini belirtmiştir. Blake’e göre mekanik ve materyalist bilim anlayışı yaşamın kendisini dışlamaktadır. Pozitivist anlayış yaşamı biyokimya, biyofizik, titreşim, dalgalar olarak görmektedir. Hâlbuki yaşamın kendisi yaşayan bir canlı olarak algılanmalıdır
Pozitivizme karşı başka önemli bir çıkış da Danimarkalı felsefeci Kierkegaard’dan geldi. Kierkegaard bireyle ve onun kapasitesinin en üst düzeye kadar geliştirilmesiyle ilgilenmiştir. Kierkegaard’a göre, kişinin kendi potansiyelinin farkında olması varoluşunun anlamıdır. Kişinin bu potansiyeli kendine özgü, biricik ve genele indirgenemez. Pozitivist anlayışın bireyselden uzak genellenebilir insan davranışlarıyla uğraşması, bireyin insani özelliklerinin dışlanmasına neden olmaktadır. Kierkegaard’a göre gerçeğin öznelliği ve somutluğu bir ışıktır. Bilimle uğraşan biri, öncelikle kendi karanlığından kurtulmalıdır
Pozitivizm Ötesi/Yorumlamacı/Anlamacı Bilim Anlayışı: Yirminci yüzyılın başlarında fizik ve öteki temel bilimlerde meydana gelen bazı gelişmeler, pozitivizm ötesi anlayışın doğmasına neden olmuştur. Bu gelişmeler arasında en önemli üç gelişme, Einstein’in Görecelik Kuramı, Kuantum Fiziği ve Kaos Kuramıdır. Görecelik kuramı, zaman ve uzayın bakan kişiye göre değiştiğini bize göstermiştir. Kuantum fiziği ve felsefesi insanların doğayı algılama ve anlayış biçimini değiştirmiştir. Belirsizlik, dualite, olasılık ve gözlemci gözlenen bütünlüğü gibi ilkelerle geleneksel belirlenimci görüşe karşı yeni bir bakış açısı geliştirilmiştir. Yine yirminci yüzyılın önemli gelişmelerinden biri olan kaos kuramı doğayı ve toplumu anlamak için yeni bakış açıları getirmiştir. Bunlardan biri fraktal geometridir. Geleneksel bilim dünyayı soyutlayarak sembolize eder. Ancak gerçek dünya öyle değildir. Cohen, Manion ve Morrison (2005) post pozitivist bilim anlayışının ayırt edici özelliklerini şu şekilde belirtmişlerdir:
• İnsanlar eylemlerinde kendilerine özgü ve yaratıcıdırlar. İnsanlar bilerek ve isteyerek eylemde bulunurlar ve bu eylemlerindeki etkinlikleri anlamlandırırlar.
• İnsanlar toplumsal dünyalarını aktif olarak yapılandırırlar. Onlar pozitivizmin pasif oyuncak bebekleri değildir.
• Durumlar durağan ve katı değil değişken ve akıcıdır. Olaylar ve davranışlar zamanla değişirler ve içinde bulundukları bağlamdan etkilenirler.
• Olaylar ve bireyler eşsizdirler ve genellenemezler.
• Toplumsal dünya kendi doğal durumunda, araştırıcı tarafından müdahale ya da manipüle edilmeden araştırılmalıdır.
• Araştırılan olaya bağlılık esastır.
Eleştirel Bilim Anlayışı: Pozitivist ve pozitivist ötesi paradigmalar bir olgunun anlaşılması için iki farklı bakış açısıdır. Pozitivist paradigma; nesnellik, ölçülebilirlik, yordanabilirlik, kontrol, örüntü, yasa oluşturma ve davranışın kurallarını belirleme gibi ilkeleri gerçekleştirmeyi hedefler. Pozitivist ötesi paradigma dünyayı, üzerinde yaşayanların bakış açılarına göre anlamayı ve yorumlamayı hedeflemektedir. Birincisinde gözlenen olay, ikincisinde de anlam ve yorum ön plandadır.
Bu iki farklı bakış açısına üçüncü bir anlayış daha eklenmiştir. Bu anlayış eleştirel kuramdır. Eleştirel kuram paradigması, Alman sosyolog ve felsefeci Habermas’ın çalışmalarına dayanmaktadır. Bu kuramın amacı siyasaldır, özgürlükçü bir toplumda birey ve grupların özgürleştirilmesidir (Cohen, Manion ve Morrison, 2005). Eleştirel kuram pozitivist ve pozitivizm ötesi paradigmaları eleştirerek, yeni bir anlayış getirmiştir.
BİLİMSEL ARAŞTIRMA SÜRECİ
v  Araştırma Sorununun Belirlenmesi ve Sınırlandırılması
v  Alanyazın Taraması
v  Araştırma Amaçlarının Belirlenmesi
v  Araştırma Modelinin Belirlenmesi
v  Araştırma Verilerinin Toplanması
v  Araştırma Verilerinin Analizi ve Yorumlanması
v  Araştırma Sonucunun ve Doğurgularının İfade Edilmesi